Yazma(nın) Sorumluluğu Ve Önemi

Herkese selamlar.

Fransız dilbilimci ve filozof Roland Barthes,  yazının, yazarla toplumunun karşı karşıya gelmesinden doğduğunun tartışma götürmez bir gerçeklik olduğuna dikkat çeker. Bu noktadan o meşhur “sanat, sanat için mi, toplum için mi?” sorunsallığı üzerinden bir analoji yapmak gerekirse, “yazı, yazı için mi, toplum için mi?” sorusu sorulabilir. Şahsi kanaatim, böylesi bir ayırımın yapılamayacağı, yazının yazı ve toplum için olduğu yahut işlev gördüğü olgusunun iç içe işleyen bir nitelik taşıdığı, birinin diğerini dış(ta)lamadığı yönündedir. Diğer bir deyişle, yazı, tam da yazı olması hasebiyle toplum için iken, toplum için olması hasebiyle de “yazı”dır. Kendisine içkin bu karşılıklı/ikili zorunluluktan dolayı da yazının, yazma eylemine bir sorumluluk bahşettiği, beraberinde bir “yazma sorumluluğu” getirdiği söylenebilir.

Yazmak için esaslı bir neden olan mevzubahis sorumluluk mefhumu, yazma(k) eyleminin sonucu olan “yazarın yazdıklarından sorumlu olması” hesap-kitabından ayrı tutulmalı. Daha anlaşılır bir ifadeyle, kişinin bildiklerini paylaşmak, aktarmak, anlatmak ile “sorumlu” olduğu ön kabulü dolayımıyla yazma(k)dan bahsediyoruz. Külfetli ve endişe ile yüklü, yerine getirilmediği takdirde kişinin iç huzurunu “tehdit” etme hasletine sahip bir insan(lık) hali olsa da, sorumluluğun, kaçınılmaz, görmezden gelinmez, dert edinilmez olduğunu vurgulamak mümkün. Biz de bundan sonra Urfa Pusula köşesinde böylesi bir (toplumsal) bilinç, kaygı, ve tabii ki, sorumlulukla yazmayı kendimize dert edineceğiz. Peki yazı/yazmak neden önemli?

Rahlesinden geçtiğimiz Tevhid-i Tedrisatta (Milli Eğitim ya da “resmi ideoloji”nin tarih derslerinde) tarihin başlangıcı için esas alınan moment, hep yazı olurdu. Nitekim, yazının icadından evvelki sürecin “tarih öncesi” (prehistorya) şeklinde tanımlandığı herkesçe malum. Elbette burada, "tarih öncesi" denilen dönemde tarihin yokluğundan bahsetmek istenmiyor. Kısacası, "geçmiş zamanın incelenmesi" diye tanımlanan tarihin bu şekilde kategorize edilmesi, bir sınır, başlangıç ve farklılaştırıcı olarak yazının önemini göstermek amacı taşımaktadır. Temel neden ise, yazının kayda geçirici,  hadiseleri sabitleştirici, hafızalaştırıcı/bellekleştirici ve kuşaklararası aktarıcı/süreklileştirici özelliğini haiz olmasıdır. Zaten yazının kudretini vurgulamak adına denilmez mi, “ söz uçar, yazı kalır”?

Çok önemli bir nokta da, bahsettiğimiz özellikler bir yerde yazıya tanıklık/tanık olma niteliği kazandırıyor. Tıpkı Fransız filozof Jacques Derrida’nın Aziz Augustinus’un İtirafları ile ilgili belirttiği gibi, yazıyla ifade etmek kamusal bir tanıklık yaratmak ve iz bırakmak anlamı barındırmaktadır. Gazeteciliğin de böyle bir mahiyet ve amacı kendine içkin olarak taşıdığı söylense abartı olmayacaktır.

Lafı daha fazla uzatmamak namına, şimdilik burada bırakmak daha makbul olacak gibi. Ancak bir sonraki yazıda geldiğimiz en son mevzuyu, yani gazeteciliğin önemi, mahiyeti ve amacını daha etraflı bir şekilde irdelemeye çalışacağız. Buna ihtiyacımız olduğuna dair hepimizin hemfikir olduğu kanaatindeyim.

Vesselam.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Zengin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Urfa Pusula- Urfa haberleri, Sondakika Urfa haberleri, Urfa haber, güncel haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Urfa Pusula- Urfa haberleri, Sondakika Urfa haberleri, Urfa haber, güncel haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Urfa Pusula- Urfa haberleri, Sondakika Urfa haberleri, Urfa haber, güncel haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Urfa Pusula- Urfa haberleri, Sondakika Urfa haberleri, Urfa haber, güncel haberler değil haberi geçen ajanstır.