Urfa’da kitapçı yokmuş! Gerek var mı?

Yıllar önce Şanlıurfa’da görev yapan bir ağır ceza hakimi, “Şanlıurfa’da kitap bulamıyorum” şeklinde sitem etmişti.

Gerçi kendisi Tanıl Bora’yı okuyacak kadar seviyeyi yükseltecek, Kızıl Ordu’nun konserini izlemek için Moskova’ya gidecek kadar sanat ve edebiyat peşinden koşacak biriydi.

Ama dedikleri yabana atılır şeyler değildi. Bir zamanlar çok önemli şair, yazar ve düşünürler yetiştirmiş bir coğrafya nasıl olur da kitaptan, edebiyattan, sanattan bu kadar kopabilirdi?

Aslında diyeceksiniz internet var bugün isteyen istediği kitabı alıyor. Unutmayın Türkiye’de kitap ihtiyaç listesinde 126’ıncı sırada…

Paralel evrenin dışına çıkmadıysa Urfa, ya da bir meteor düşüp bu coğrafyayı kör bir cehalet yumağına çevirmediyse ne oldu?

Kitaba olan talep arsa rantına can verenlerin, kupon arazi peşinde ömür tüketenlerin, görgüsüz takı törenlerinin düzenlendiği aşiret düğünlerini dillerine pelesenk yapanların, sonradan görme tavırlarla bindiği araçtan müziğin sesini sonuna kadar açanların gündeminde hiç olmadı ve bundan sonra da hiç olmayacak.

Ama bu kente biraz kitap okumuş, biraz mürekkep yalamış olan, her ne kadar gerçek anlamda bir üniversite eğitimi olmasa da buralara, göze sürme çekmek için giden, kesimin de pek umurunda olmadı, kitap veya kitapçılar…

Şanlıurfa’da ders kitaplarının dışında düşünceye, edebiyata, sanata dair birkaç rafı bulunan ve üç beş insanın uğrak mekanları olan kitapçılar ekonomik krizler yetmezmiş gibi selin ve depremin mağdurları oldu.

Örneğin İstanbul Kadıköy’de marka olan ‘Nazım Kitabevi’nin isminin Şanlıurfa’da yaşatılmaya çalışıldığı kitap evini selin basması, bir ciğerci dükkanının açılışı kadar konuşulmadı bu kentte. Yine Ada Kitapevi’nin sel suları nedeniyle mağduriyet yaşaması, bir muhabbete dahi konu edilmedi.

Edilmedi, çünkü Urfalı için kitaba ayıracak ne zamanı, ne de parası vardı!

O, kendisi ve evlatları okumadığı için Türkiye’nin yaklaşık 50 iline ırgat olarak gitmenin değiştirilemez bir alın yazısı olduğuna inanıyordu ve bunun kitap okumakla değiştirilebileceğine dair inancı dahi yoktu.

Kentte ‘gazeteci’ diye geçinenlerin etken, edilgen, dolaylı anlatım, doğrudan anlatım gibi dilin temel özelliklerini bile bilmeden yazı yazdığını gördük. Geçmiş dönemde görev yapan bir rektörün bu gazetecilere ‘basıncı’ diye hitap ettiğini duyduk. ‘Berberci’, ‘manavcı’, ‘vaizci’ diyene bile şahit olduk. Bütün bu nadan yaklaşımlar, kitaba olan uzak mesafenin ürünüydü.  

Kitap ve kitapçıya paralel olarak Şanlıurfa’da resmi rakamlara göre 100 binin üzerindeki insanın okur-yazar olmaması, sığınmacılarla birlikte bu tablonun daha da kötüleşmesi, birilerine hiç rahatsızlık vermeyecektir. Çünkü bunu eksiklik olarak görmeyenler okur-yazar olmadığı için hep birilerini kolayca kandırılacak ve onları potansiyellerinin farkına varmasına hep mani olacaktır…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Özkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Urfa Pusula- Urfa haberleri, Sondakika Urfa haberleri, Urfa haber, güncel haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Urfa Pusula- Urfa haberleri, Sondakika Urfa haberleri, Urfa haber, güncel haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Urfa Pusula- Urfa haberleri, Sondakika Urfa haberleri, Urfa haber, güncel haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Urfa Pusula- Urfa haberleri, Sondakika Urfa haberleri, Urfa haber, güncel haberler değil haberi geçen ajanstır.

01

Hacı Osman - Çok iyi bir yazı tebrikler iyi ki varsın

Yanıtla . 1Beğen . 1Beğenme 19 Ağustos 10:55