Urfa Barosu'ndan insan hakları açıklaması: Birçok hak ihlali yaşanmış!

Şanlıurfa Barosu İnsan Hakları Merkezi, 10 Aralık İnsan Hakları Günü nedeniyle bir basın açıklaması düzenledi. Açıklamayı yapan İnsan Hakları Merkezi Başkanı Nahide Polat, "2016 yılında OHAL ilan edilmiş bu süreçte birçok hak ihlali yaşanmış, 2018 yılında kalktığı belirtilse de Türkiye hala bu şekilde yönetilmeye, insanlar temel hak ve özgürlüklerinden yoksun bırakılmaya devam edilmektedir" dedi.

Şanlıurfa Barosu 10 Aralık İnsan Hakları Günü nedeniyle bir basın açıklaması düzenledi.

Şanlıurfa Barosu hizmet binası önünde düzenlenen açıklamaya çok sayıda avukat katıldı. Avukatlar adına basın açıklamasını İnsan Hakları Merkezi Başkanı Nahide Polat yaptı. 

Polat yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

"İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 10 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul ve ilan edilmiştir. Türkiye 27 Mayıs 1949 tarihinde Resmi Gazetede yayınlayarak yürürlüğe koymuştur. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 1950 yılında da 10 Aralık gününü “Dünya İnsan Hakları Günü”  olarak ilan etmiştir. Birçok yıkımın, insanlık suçunun işlendiği İkinci Dünya savaşı bildirgenin hazırlanmasında etkili olmuştur. Haksızlığa karşı mücadele etmek için, hakların korunması insan haklarını güvence altına almak amacıyla herkesi kapsayacak şekilde düzenlenmiştir. 30 maddeden oluşan bildirgenin 1. maddesinde “Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar” denilerek insanların sırf insan olması nedeniyle sahip oldukları hakları düzenler.  Ancak bildirgenin kabul edilişinin 73. yılında barış, adalet, özgürlük, eşitlik gibi kavramlardan hala çok uzaktayız.

2016 yılında OHAL ilan edilmiş bu süreçte birçok hak ihlali yaşanmış, 2018 yılında kalktığı belirtilse de Türkiye hala bu şekilde yönetilmeye, insanlar temel hak ve özgürlüklerinden yoksun bırakılmaya devam edilmektedir. Binlerce insan gece yarısı KHK larıyla  işinden edilmiştir. İşsizlik ve yoksullukla insanlar baş başa bırakılmıştır.  Öte yandan dünyayı tehdit eden Covid-19 salgınının etkileri halen devam etmektedir. Salgınla mücadele adı altında daha çok baskı yapılmakta hak ve özgürlükler kısıtlanmaktadır. Salgında pandemi ile mücadele eden sağlık çalışanlarının meslek örgütleri il pandemi kurullarına dahil edilmediği gibi tabip odaları yöneticilerinin toplumu bilgilendirme amaçlı yaptıkları sosyal medya paylaşımları ve basın açıklamaları da soruşturma konusu edilerek baskı altına alınmaya çalışılmışlardır.

TÜRKİYE İNSAN HAKLARI EŞİTLİK KURUMUNUN DA GÖREVİNİ YAPMASI GEREKMEKTEDİR

Pandemi sürecinde cezaevlerindeki işkence ve diğer kötü muamele uygulamaları büyük bir artış göstermiştir.  Mahpusların şiddete maruz kalmaları, her türden keyfi muamele ve disiplin cezaları, hücre cezaları, nakil uygulamaları  günden güne artmaktadır. Hasta mahpusların sayısı da her geçen gün artmakta, cezaevinde kalamaz raporu verilen hasta mahpuslar dahi tahliye edilmeyerek yaşam hakkı açıkça ihlal edilmektedir. Hasta mahpuslarla ilgili kayıtsız kalınması nedeniyle cezaevinde birçok hasta mahpus yaşamını yitirmiştir. 2016 yılından beri tutuklu olan o dönemin HDP eş genel başkan yardımcısı Aysel Tuğluk’un hafıza kaybı yaşadığı, günlük işlerini tek başına yapamaz hale geldiği avukatları tarafından belirtilmiştir. Kocaeli Adli Tıp kurumu cezaevinde kalamaz raporu vermesine rağmen son kararı veren İstanbul Adli Tıp kurumu aksi yönde karar vermiştir. Daha fazla geç kalınmadan bir an önce Aysel Tuğluk’un tahliyesine karar verilmelidir.

Sağlık hakkı, işkence ve kötü muamele, ayrımcılık, beslenme hakkı, dilekçe ve iletişim hakkı, nakil isteklerinin yerine getirilmemesi gibi hak ihlalleri, ve bunların yanı sıra COVİD19 pandemisinden kaynaklı hak ihlalleri nedeniyle de hapishanelerden sürekli başvurular gelmektedir. Cezaevlerinde süregelen hak ihlalleri nedeniyle ulusal ve uluslararası hukukun gerektirdiği şekilde bağımsız denetim mekanizmalarının oluşturulması için devlet yetkililerinin gerekli çalışmaları yapması, ceza infaz kurumlarında yaşanan hak ihlallerine karşı Adalet Bakanlığının TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonunun ve Türkiye İnsan Hakları Eşitlik Kurumunun da görevini yapması gerekmektedir.

Hdp’nin önceki dönem genel başkanı Selahattin Demirtaş 5 yılı aşkın bir süredir tutuklu bulunmakta AİHM kararına rağmen hala tahliye edilmemektedir. AİHM, Demirtaş ile ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. Maddesinde belirtilen ifade özgürlüğünün kısıtlandığına, özgürlük ve güvenlik haklarının ihlal edildiğine, serbest seçilme hakkı ihlaline, 18. Madde yönünden ihlale yani tutuklamanın hukuki değil siyasi olduğuna ve serbest bırakılması için gerekli tüm önlemlerin alınmasına karar vermesine rağmen hala tutukluluk hali devam etmektedir.

EMİNE ANNENİN YANINDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ

Gezi Parkı davasında tek tutuklu olan Osman Kavala da yine AİHM kararına rağmen tahliye edilmemektedir. AİHM kararında Osman Kavala’nın tutuklanması ve tutuklu yargılanmasının onu susturmak ve diğer insan hakları savunucularının cesaretini kırmak amaçlı olduğu, Kavala’nın bir an önce serbest bırakılması için gerekli önlemlerin alınması gerektiği belirtilmiştir. 2020 Mayıs ayında kesinleşen bu karara rağmen Osman Kavala hala tutuklu bulunmaktadır. AİHM’i dahi tanımayan bir politika ile karşı karşıyayız.

Çağdaş Hukukçular Derneğinin genel başkanının da aralarında bulunduğu 8 avukatın adil yargılanma talebiyle başlattığı eylemde Av. Ebru Timtik yaşamını yitirmiş ve Av. Selçuk Kozağaçlı ve Av. Barkın Timtik haksız bir şekilde hala tutuklu bulunmaktadır.

Suruç katliamı davasında da ne yazık ki adalet sağlanmadan, gerçek failler ortaya çıkartılmadan yargılama bitirilmeye çalışıldı. Ankara Gar katliamı dosyasından tutuklu olan kişi hakkında bu dosyada da ceza verilerek dosya kapatılmak istense de Suruç için adalet herkes için adalet diyerek adalet yerini buluncaya dek bu dosyanın takipçisi olmaya devam edeceğiz.

Bugün Urfa adliyesi önünde adalet talebiyle başlattığı adalet nöbetinin 277. gününde olan Emine Şenyaşar’ın eşi ve iki oğlu katledildi. Hastanede bu vahşetin yaşanmasında ihmali olan herkesin yargılanması gerekirken üç yıldır henüz bu dosyanın iddianamesi dahi hazırlanmamıştır. Oğlu Fadıl Şenyaşar hakkında da işyerinde gerçekleşen olay nedeniyle hızlıca bir yargılama neticesinde 37 yıl 9 ay hapis cezası verilerek tek kişilik hücrede tutulmaya devam etmektedir. Anne Emine Şenyaşar ile ilgili sürekli davalar açılmakta ve ifadeye çağrılmaktadır. Adaletin yerini bulması için bu dosyadaki tüm faillerin ortaya çıkarılması gerekir. Biz adalet yerini buluncaya dek Emine annenin yanında olmaya devam edeceğiz.

KÜRT SORUNU HALA EN ÖNEMLİ SORUN  

Kürt sorunu hala en önemli sorun olarak Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki engel olarak devam etmektedir. Çatışma ortamında Kürt sorunun çözülebilmesi mümkün değildir. Hak savunucuları olarak bu sorunun demokratik ve barışçıl yollarla çözülmesinden yanayız. Çatışmasızlık ortamının yaratılması ve toplumsa barışın sağlanabilmesi için herkesin üzerine düşen sorumlulukları ve yükümlülükleri yerine getirmesi gerekmektedir.

Sadece Kürt olmak nedeniyle ihlalle karşılaşma oranı artmıştır. Geçtiğimiz yıl ırkçı saldırıların çok fazla yaşandığı bir yıl oldu. Özellikle Konya’da yaşanan ırkçı saldırıları kınayan bir açıklama yaptıkları için aralarında baromuzun da bulunduğu toplam 15 baro hedef haline getirildi. Ve ne yazık ki kısa bir süre sonra 30/07/2021 tarihinde Konya’da aynı aileden 7 kişi katledildi. Devlet haklarında koruma kararı olan aileyi de koruyamayarak bir kez daha yükümlülüklerini yerine getirmemiştir. Yaşanan bu olayların münferit ve adli olaylar olmadığını yeniden belirterek, şiddet dili ve bu suçlara karşı cezasızlık politikasına son verilmesi gerektiğini yeniden belirtiyoruz.

İfade özgürlüğünün korunması en önemli hususlardan biridir. Çünkü farklı fikirlerin görüşlerin dile getirilmesi ifade özgürlüğünün korunduğu durumlarda söz konusu olur. Ancak OHAL döneminden bu yana ifade özgürlüğüne gittikçe daha fazla kısıtlamalar getirilmektedir. Cumartesi Annelerinin oturma eylemi nedeniyle haklarında Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Kanununa muhalefetten  dava açılması, Siverek’te 96 yaşındaki yatalak hasta kadına Cumhurbaşkanına hakaretten ceza verilmesi, Kürdistan dediği için gözaltına alınmaların, tutuklamaların gerçekleştirilmesi, valilik tarafından sürekli eylem ve etkinlik yasakları kararı alınması, kolluk tarafından yapılan şiddet gibi durumlar ifade özgürlüğünün korunmadığının en açık göstergesidir.

 KADIN CİNAYETLERİNİN NE YAZIK Kİ EKSİLMEDİĞİ BİR YIL GEÇİRDİK

Kadına yönelik şiddetin, kadın cinayetlerinin ne yazık ki eksilmediği bir yıl geçirdik. Kadınlar eril zihniyete karşı korunamıyor, yasaların uygulanmasında iyi hal, haksız tahrik gibi nedenlerle cezalarda indirime gidilmesi, gerekenden daha az ceza verildiği durumlarla karşılaşılması nedeniyle şiddet oranı her geçen gün daha da artıyor. Kadın cinayetlerinin bu kadar arttığı bir dönemde, kadınların şiddet ve cinayetler pahasına kanlarıyla elde ettikleri Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi bilinen adıyla İstanbul Sözleşmesi 20 Mart 2021 tarihinde Cumhurbaşkanlığı kararı ile feshedildi. Bu sözleşmeden çekilmek, şiddetin devlet eliyle meşrulaştırılması demektir. İstanbul Sözleşmesi ile ilgili yok hükmünde olan bu feshi tanımıyoruz. İnsan hakları savunucuları olarak kadın cinayetlerinin politik olduğunu bir kez daha belirtiyor ve her durumda bununla mücadele edeceğimizi tekrar ediyoruz.

Toplumsal yaşamda çocuklar çok fazla hak ihlaline maruz kalmaktadır. Çocuklara yönelik cinsel istismar vakaları artarken devletin çocukları yeterince koruyamadığı, koruyucu yasalarla haklarını güvence altına alması uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülüklerini de yerine getirmediği açıkça görülmektedir.  03 Eylül 2021 tarihinde Şırnak’ta evlerinin bulunduğu sokakta bisiklet süren 7 yaşındaki Miraç Miroğlu zırhlı araç çarpması sonucu yaşamını yitirmiştir. Yine Urfa Viranşehir’de 5 yaşındaki küçük bir kız çocuğu zırhlı aracın çarpması sonucu ağır yaralanmıştır. Zırhlı araçların çarpması sonucu meydana gelen ölümlerde etkin bir soruşturma yürütülmemektedir. Çocuğun kendi sokağında, oyun alanında güvende olması gerekirken ne yazık ki yaşam hakkı devlet tarafından korunamamaktadır. Çocukların yaşam alanının güvenli olmasını ve haklarının güvence altına alınmasını talep ediyoruz.

İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİNDE GEÇEN HAKLAR HER KES İÇİN GEÇERLİ 

Hukuksuzluğu son zerresine kadar yaşadığımız bu dönemde elbette mülteciler ya da kısaca kolay şekilde ötekileştirilebilen herkes yaşadıklarımızın kat kat fazlasını yaşamıştır. Kendilerine yönelik nefret söylemi her gün biraz daha üst perdeye taşınmakta ülkedeki bir çok sorunun kendilerinden kaynaklı olduğuna dair kanaat her gün daha da artmaktadır. Zaman zaman mültecilerin yaşadığı yerlere ve işyerlerine yönelik toplu linç girişimleri olduğunu üzülerek görmekteyiz. Ancak bu girişimlerin olmasından daha tehlikeli ve korkunç olan bir çok yerde gördüğümüz cezasızlık veya sembolik diyebileceğimiz küçük cezalarla geçiştirme politikasının tüm kurumlar tarafından benimsenmesi ve uygulanmasıdır. 

2021 yılında Boğaziçi Üniversitesi gibi bir üniversiteye kayyum atanarak, öğrenciler darp edilmiş, gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır. Anayasal bir hak olan protesto hakkını, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanmak isteyenler sürekli baskıyla karşı karşıya kalmaktadır.  Üniversitelerin amacının üretmek olması gerekirken siyasete alet edilmesi kabul edilemez. 07 Aralık 2021 tarihinde de Antalya İlim ve Kültür Derneğinin öğrenci yurdunda çalışan aşçı, Akdeniz Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği birinci sınıf öğrencisinin başını satırla keserek katletmiştir. Üniversiteye giden gençlerin, bu şekilde denetimsiz, tarikat ve cemaatlere bağlı yerlerde barınmak zorunda kalmaması için devletin gerekli denetimleri yapması, güvenlik için gerekli önlemleri alması gerekmektedir.

Temel hak ve özgürlüklerden taviz vermeden yaşamın her alanında ihlalin nerden geldiğine ve kime karşı olduğuna bakılmaksızın, hiçbir ayrım gözetmeden her zaman hak ihlallerinin karşısında durmaya devam edeceğiz. İnsan Hakları mücadelesi verenlerin sayısı azaltılmaya çalışılsa da, susturmak istense de biz adalet mücadelesinde hiçbir zaman susmayacağız. İnsan hakları, özgürlük ve adalet diye haykırmaktan vazgeçmeyeceğiz. Şanlıurfa Barosu olarak Bildirgenin kabul edilişinin 73. yılında Türkiye’yi başta yaşam hakkı ve işkence yasağı olmak üzere insan hakları ihlallerine karşı yükümlülüklerini yerine getirmeye davet ediyoruz. İnsan Hakları Sözleşmesinde geçen hakların her kes için geçerli asgari temel haklar olduğunu hatırlatarak adalet, barış, özgürlük ve eşitliği savunmaktan vazgeçmeyeceğimizi bir kez daha belirtiyoruz."

Urfa Pusula 

10 Ara 2021 - 15:01 - Gündem



göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Urfa Pusula- Urfa haberleri, Sondakika Urfa haberleri, Urfa haber, güncel haberler Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Urfa Pusula- Urfa haberleri, Sondakika Urfa haberleri, Urfa haber, güncel haberler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Urfa Pusula- Urfa haberleri, Sondakika Urfa haberleri, Urfa haber, güncel haberler editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Urfa Pusula- Urfa haberleri, Sondakika Urfa haberleri, Urfa haber, güncel haberler değil haberi geçen ajanstır.